Uncategorized

..

En iyi ellerini hatırlıyorum. Son senelerinde fenalaştığında elini tutardım; küçük, buruşuk, kemikli ve biraz soğuk bir eldi. “Enis bana oku derdi”, bir şeyler okurdum.

Apartmandan içeriye girip merdivenleri her çıkışımızda televizyonun sesini duyduğumda nereden geldiğini bilirdim, bizdendi. Evlilik programlarını seyrediyordu, pek duymadığından neredeyse sonuna kadar açardı, Yavaşça merdiveni çıktıktan sonra yorgunluktan koltuklardan birinin kolçağına tünerdim. Onu salonda tv nun karşısında bulurdum. Naptığını sorardım. O gün yaptıklarını tek tek anlatırdı, bazen de evlilik programında çıkan kavgayı anlatırdı heyecanla. Sonra ben küçük odaya geçer onu da çağırıdım. Çünkü küs olduğunda, aramız limoni olduğunda çağrılmayı beklerdi. Bir müddet sonra gelir ayakucuma otururdu.

Hep orada olacak sandım, gideli neredeyse iki ay oluyor

Standart
Anı, Hasar tespiti, Hayal meyal, Kısık ateştekiler, Uncategorized, Yas

Dedem

Kardeşim bir film/dizi sitesine üye olmuş. Beraber house of card’ı izliyoruz. Birinci sezonun sanırım yedinci ya da sekizinci bölümünde geçen bir söz beni epeyi düşündürdü. Kurt bir politikacı onuruna eskiden okuduğu okulunda bir kütüphane kurulur. Dizinin kahramanı burada eskiden beraber okuduğu arkadaşlarıyla tekrar karşılaşma fırsatı bulur, hep beraber eski günleri anarlar. Adına açılan kütüphane için kendisinden bir konuşma yapması istenir. Konuşma eski günlere, dostluklara gelince bir müddet kürsüde duraksar, o günlerin kendisi için ne anlama geldiğini düşünür sanırım. Sonunda o günler tanımlayacak en iyi kelimenin harmony/uyum olduğunu söyler. Gerçekten yakınlarla, dostlarla geçen güzel günleri tanımlayan sözcük uyum galiba. Nasılını bilmeden hayatın bir döneminde iki ya da daha fazla insan bir daha tekrarlaması mümkün olmayan bir uyum yakalayabiliyor. Sadece içimizdeki karanlıkta yankılanıp duran bilinç bir başka bilinçle aynı uyumu yakalıyor. Bir işaretle, bir imayla ufak bir hareketle anlaşabilir hale geliyor. Küçük elektik akımlarıyla gören, duyan, düşünen ve bunlarla bir başkasına yönelen bilinç her şeyi kapalı bir kutu içinde karşındakinin ne halde olduğu asla tecrübe edemeyecek bir fiziki yetersizlikte iken; garip, sihirli bir şey olur; kendiliğinden bir uyum doğar.
Bundan seneler önce dedem Silivri’ye geldiğinde onunla balkonda saatler geçirirdik. Dedem blum oynamayı severdi. Saatlerce oynasa sıkılmazdı. Şimdi düşünüyorum belki de beni oyalamak içindi oynaması. Suya girdiğinde sırtüstü yüzmekten hoşlanırdı hatırladığım, bir de balkonda uyumayı severdi. Babam sırt üstü yattığında bir sigara yaktığını o sigara bitene kadar sırt üstü yüzdüğünü anlatır gülerek. Ben doğduğumda sigarayı bırakmıştı, o halini göremedim.
Dedemle yaşadıklarımız artık bir anı. Hiç yaşanmamış, hayal ürünü şeyler değiller, bu yüzden varlıklarını hala sürdürüyorlar. Bir zamanlar var olan uyum, bağ şimdi bıraktığı etkiyle, tortuyla varlığını bir başka şekilde bizde bir yerde sürdürüyor; bazen bir anıda, bir harekette, bir sözde kendini hatırlatan.
Standart
Hatıralar, Hayal meyal, Kısa notlar

..

Yorucu bir gündü. Her şey ucu ucuna yetişti. İşlerin iki günde bitmesine ben de, Dursun da şaşırdı. İşin büyük bir kısmı bitmiş olsa da  “Bu ay da peşin vergiyi idrak ettik” dememize daha 2-3 gün var.

Harbiye bu yaz gününde, serinliğiyle rahat çalışılabilecek yerlerden biri. Yine de muhasebede keyifle bir şeyler yapabilmek için zaman baskısının olmaması lâzım. Kulağa tuhaf gelse de muhasebeyi keyifle yapan insanları tanıdım. Bir şekilde keyifle çalışmanın yolunu bulmuş bu insanlar, meslekte de benim ustalarımdır bir yerde.

Rahmetli Ahmet abi bunlardan biriydi. Stajını büroda yapmış biri için temel öncelik işin zamanında yetişmesidir. Ne olursa olsun iş zamanında yetişmelidir. İster şerit çek, isterse excel’de topla, ama işi vaktinde yetiştir. Ahmet abinin önceliği sunumdu, sunum şık olmalıydı. Kutsal bir emanet gibi çekmecesinde sakladığı kesik uçlu kalemiyle koca gün sadece dört tane kdv yazdığını görünce dumur olmuştum. Artık kimsenin kullanmadığı,adını dahi bilmediği fiş koçanlarına inci gibi yazısıyla, majüskül müsveddeler yapardı.  Sene sonunda hesapların bir örneğinin bende de kalması için hazırladığı bir dosyayı hâlâ hatıra olarak saklarım. Onun ikinci aşkı fotokopi makinasıydı. Her evraktan birkaç fotokopi alır, onları farklı mantıklarla açılmış dosyalara takardı. Bilgisayara bir şey girerken kafam bir şey takılsa “Ahmet abi bu rakam  nedir?”, diye sorsam yerinden ok gibi fırlar, hemen masanın üstüne birkaç dosya açar, rakamın ne olduğunu anlatırdı. Münir abi bununla ilgili bir hatırayı gülerek anlatırdı. Ahmet abi bir gün ehliyetini kaybetmiş. Yenisini çıkarmak için trafiğe gitmişti. Memurlar işi biraz da yokuşa sürmek için, “Ooo, bu iş zor” demişler, “Sonra ama bir fotokopisi olsa kolaydı”, yı eklemişler. Ahmet abi ehliyetin fotokopisini elindeki dosyadan çıkarıp uzatmış. Bu hikayeyi anlatıktan sonra Münir abi “Ne bilsinler, kâtiplerin şahı gelmiş” derdi gülerek.

Kağıdın delinmesi ayrı bir seramoniydi; kağıt önce ikiye katlanır, katlama izinin olduğu yer delgecin işaretiyle eşleştirilir, daha sonra itinayla delinirdi. Kağıtların zımbalanmasında bile kendine göre bir usul tutturmuştu. Kağıdı sol üst köşeden açı oluşturacak şekilde delerdi.

Gençliğinde boks çalışmış Ahmet abi yüksek tansiyon hastasıydı. Buna rağmen yemeği daha tatmadan eli tuza gider yemeğe epeyi bir miktar tuzu boca ederdi. Doktorlar onun 22 tansiyonla dolaşması karşısında şaşkına dönermiş. Mükemelleyitçi yapısı sanırım tansiyonunu da tetikliyordu. Bu yüzden son yılları sıkıntılı geçti.

Münir abi Arnavuttu. Konuşkan, neşeli ve şakacı biriydi . Üst katlardan birinde tek başına çalıştığından çay saatinde aşağıya iner, bilhassa Ahmet abiyi kızdırmak için bir şeyler icat ederdi. Binaya girip çıkarken Ahmet abinin kapıya taktığı zile asılır, onu yerinden hoplatırdı. Sonunda bu muzip Arnavutla başa çıkamayan Ahmet abi zili bozmak zorunda kalmıştı. Çok eski arkadaş olduklarından birbirlerinin gençlikleriyle ilgili anıları anlatırlardı. Dostluklarının sınanmış olmasının teklifsizliği vardı aralarında.

Münir abinin masası benimki gibi karışıktı, ama o aradığını hemen bulabilirdi. Ahmet abinin aksine daha sade klasörler kullanırdı. Onun ayırıcı özelliği tuttuğu notlardı. Yukarıyla ne konuşulsa küçük notlar alır, ilgili evraklara kulakçık yapardı. Bazen faturaların arkasına küçük notlar alırdı. Tüm akışa, rakamlara hakimdi. Doğum günlerinde ya da toplantılarda söz döner dolaşır konuşma yapma işi ona kalırdı, o da her seferinde söyleyecek güzel bir şeyler bulurdu.

Şimdi o günlere dönüp bakıyorum da bir işten keyif almak sanırım o işi yapış tarzıyla alakalı. Her ikisi de kendi tarzlarını oluşturmuş, sonra da bu tarza sıkı sıkıya bağlı kalmışlardı. Denenmiş bir tarzın güvenliği içinde program yapabiliyor, keyif alabiliyorlardı. Benim gibi herkesten sonra yemeğe oturup herkesten önce kalkan birinin anlayacağı bir şey değildi bu iş.

Standart
Uncategorized

Durum tespit raporu :

Gün geçmiyor ki biri eksilmesin. Dünya gittikçe daha sessiz, daha ıssız bir yere dönüşüyor.

Henüz uzun vadeli bir hedefim yok.  Yazmak istediğim birkaç şey var onları saymazsak tabii. İşler, yürüyüş ve kitap okuma ile geçiyor zaman. İnternetse hepsinden zaman çalıyor. Ne yapmak isterdim diye kendime soruyorum ufku dar herkes gibi. Seyahat dışında bir şey gelmiyor aklıma. Neden bilmiyorum Japonya’yı görmek istiyorum, belki huzurlu memleket diye. İtalya var bir de aklımda, neşeli bir imajları var bende, neden bilmiyorum-belki ondan. Turlara baktım Japonya turları 2500 Eu. Tuzlu biraz, ama atla deve de değil. Yine de ciddi bir hovardalık.

Mesnevi okumalarına tekrar başladım, çok yavaş ilerliyor. Bir şeyler yazdım bloga, bir şeye benziyor mu; ciddi, orijinal bir şeyler çıkar mı emin değilim. Kimsenin ilgisini çeken bir konu değil; o yüzden rahat rahat yazıyorum. Alternatif bir okuma olacak, geleneksel bir okuma üzerinden ama ona çok da sadık değil;  evin dışına çıkıp yazıyorum. Yeni bir şey söylenmedikçe eskinin tekrarı ezber sürüp gidiyor.

Büroyu taşıma işinde bir sene kazandık. Bu senede buradayız, seneye Allah bilir.

Standart
Büyük yürüyüş, Günden çıkanlar, Hasar tespiti, Şifa niyetine

..

Bir, bir buçuk aydır yürüyorum. Günde yaklaşık 2.5 km.  yürüyorum. Tamamını bir keresinde değil tabii,  tüm günde. Yürüyüşün büyük kısmı akşam parkta geçiyor. Arada oturup dinleniyorum. Oturuyorum da kalkamıyorum. Kroke olmuş boksörler gibi bankta öylece kalıyorum. Dakikalar geçiyor, banklar boşalıyor; kalkıyor, parkta bir tur daha atıp eve dönüyorum.

Yalnız başına oturmuyorum neyse ki, ara sıra uğrayan bir arkadaşım var. Aramızda mesafeli bir arkadaşlık var. O keyfi isterse geliyor, ben canım isterse çağrıyorum. Genelde biraz sohbet edip öylesine oturuyoruz.

a1

a2

a3

 

Evet kedi sevmede biraz acemiyim, neyseki o da müşkülpesent bir kedi değil. Görmüş geçirmiş, sevmiş sevilmiş belli.

Dönüş yolu yorucu oluyor. Çoğu zaman ayaklar hiç kuvvetlenmiyecek gibi geliyor.  Çok uzaklarda bir yerlerde savaşta esir düşmüş de evine yaya dönenler gibiyim. Bir evim hala var mı? Dönünce ne bulacağım bilmiyorum. Şimdilik sadece yürüyorum Kartaltepe’de; parkta, ara sokaklarda, caddelerde

 

 

Standart
Anı, Günden çıkanlar, geçip giden günlerden, Hatıralar

Nerde kalmıştık ? Eve dönüş…

 

Dört buçuk senelik macera sanırım dün bitti 🙂 İki hafta sonra sonuçlar açıklanır herhalde. Sınavdan sonra soruların peşine düşmek adetim değil. Aöf’nin kapısından girip diplomanın fotokopisini ve harç makbuzunu teslim etmem dün gibi. Son dönemin keyifle geçmesini ümit ediyordum, bir sürü ilgisiz küçük sıkıntı  yüzünden beklediğim gibi olmadı. Bu yüzden son ana kadar dersleri bitiremeyeceğimi düşünüyordum. Garip bir şekilde bitti, sanırım inatla çalışmamdan dolayı oldu- biraz da şansa.

Bir dünya kutucuk işaretledim, ama şimdi aklımda bir şey yok 🙂 Çok mu gerekliydi bilmiyorum. Yine de iyi bir projeydi.

24.01.2016

11455 1144777

 

Standart