Uncategorized

Dikişler cumaya alınacak. Bugün bir hafta oldu ve ikinci pansumanı yaptırdım. Kanamasız, kazasız belasız atlattık gibi.

*

28 no.lu yazı kendinden şekilleniyor. Gene uzun ve yoğun bir yazı olacağa benziyor. Neyse ki bir iki sadık okur takip ediyor. O da yeterli. Karışan görüşen olmadan yazmak ayrı bir lüks. Sadece yapıcı eleştiriler epeyidir gelmiyor, o üzücü. Kışın yoğun okumalar olacak yazmaya vakit bulabilecek miyim bilmiyorum. Bütün bir sonbahar ve kış belki de ilk baharı Hegel’e ayırmayı planlıyorum. Uzun süredir böyle bir çalışma yapmak istiyordum.  Cassirer’in Kant’ı  Eylül’e biterse güzel olacak. Olduğu kadar artık. Hegel’e hakkında yazılmış makaleler ile başlayayım diyorum. Önce düşüncelere bir aşinalık kazanmak iyi olabilir. Makaleleri toplamaya başladım. Bunun yanı sıra ilk etapta iki kitap var aklımda Kojeve’nin Hegel’i ve Güçlü Ateşoğlu hocanın editörlüğünü yaptığı Hegel hakkında yazılmış makalelerin toplandığı kitap. İkinci kitabın baskısı yok. Ama sahaflarda yenisine rastladım. Bulmak zor olmayacak. Tinin fenomenoljisine ise daha çok yolum var. Birkaç fırın ekmek yemek lâzım.  Mesnevî okumaları için böyle bir paralel okumayı yapmam gerekiyordu. Hegel’de pek çok zihin açıcı fikir bulacağıma eminim.  Bu post benim için de bir okuma planı olsun.   Bir nevi inziva olacak.

Bu arada okumak için iyi bloglar buldum. Nefes almak için kaçacak yerlerimiz de hazır yani. Küçük Jo yu uzun süredir takip ediyorum.  Japon kedi ve Minimalist günlüğü listeye ekledim. Rahat, akıcı, samimi yazan/ yazabilen bloglar çoğalıyor. İlginç fikirler çıkıyor.

*

Yeni, kullanışlı uygulamalar çoğalıyor. Bir ikisini yazıp öyle bitireyim.

Keyifle kullandığım ilk app Vanido. Vanido iphone uygulaması. Şan çalışmak isteyenler için harika bir program. Parasız versiyonu günlük üç ses egzersizine müsaade ediyor. Hiç kulağımın olmadığına inanırdım bu program sayesinde fikrim değişti. İkinci haftada üç yıldız almaya başlıyorsunuz. Bir ay geçtiğinde kendinizi şarkı söyleyebilirken buluyorsunuz. Tabi tam notalara basamıyorsunuzdur ama sesiniz kulağınıza yine de hiç kötü gelmiyor. Geçen hafta ses 2.5 oktava dayandı 🙂  Bir ipucu bazen ses kılavuzundan ses çıkmıyor. Açma düğmesine basarak tüm uygulamarın ekranda açın ve vanidoyu yukarı yollayarak kapatın. Tekrar girdiğinizde çalışır. Gene çalışmıyorsa sesi kısık unutmuşsunuzdur. Ne işime yarayacak diyenlere, illa bir fayda arayan keyifsizlere  hiç bir işine yaramasa, şarkı söylemesen de ciğerlerin gelişir, diksiyonun düzelir diyorum.  Ne yapayım aklıma bunlar geldi J Bu arada yousician’da vokal bölümünü açtı.

Buna ek olarak word okuyan voice reader’ı uzun okumalar yapmak zorunda olanlar için tavsiye ediyorum. Okul sırasında çok işime yaradı. Bir buçuk, iki saatlik ses dosyalarına çevirip kitapları devirebiliyordum. İlk programlardan olduğu için ses kalitesi biraz metalik. Yakın zamanda pocket da ses okuma opsiyonunu ekledi. Pocket açılan internet sayfalarını okuyor. Yemek yerken bir makale dinleyebiliyorsunuz mesela. En azından yazının içeriği hakkında bir fikriniz oluyor. İsterseniz daha sonra tekrar dinleyin ya da oturup yazıyı okuyun. Benim bugünlerde kullandığım ise WPS Office. WPS Office pdf okuyabiliyor. Ses kalitesi ve okuma oldukça başarılı.  Mutfakta yemek hazırlarken açıyorum.  Daha sonra aynı metni okuduğumda anlamak daha kolay oluyor. Cümle cümle bir şeyler illa akılda kalıyor. Cassirer’in Kant’ını dinlediğimi söyleyim siz ne kadar işe yaradığını hesaplayın. WPS in pc versiyonu da var, ama her yere bulaşan programlardan. Telefon versiyonu yeterli.

Julia Lezhneva’nın mütevazi tavrı ve okuyuşu çok güzel.

Reklamlar
Standart
Uncategorized

Zeki Demirkubuz’un Yeraltı’sını izledim. Değişik bir film, belki romanı da okumak lâzım da şimdi pek vaktim yok. Kaybolmakla ilgili bir şeyler geldi aklıma, pek derli toplu şeyler değil. Belki ilerde bu mevzuya dönerim. O zaman filmi tekrar izlemek lazım. Ekşideki yorumlara baktım. Uluma konusunda fikir yürütememişler. Bence içindeki canavarın uyanmaya başladığını gösteren bir işaret olabilir. Kurtlar yalnız gezer falan, girişteki komşu gibi.Kesin bir şey söylemek için tekrar izleyip teyit etmek lazım. Not olarak yazayım. Meraklısı için iyi film. Ama tavsiye edilir mi bilemedim. Kaybolmak, kurtluk iyi temalar ama

Hâlâ kandilleri, bayramları otomatik sms le kutlayan var. Telefon rehberlerinden silinmediğimiz için memnun mu olmalıyız. Bu bir kutlamayı hatırlama mı, kutlamayı geçiştirme mi emin değilim. Kim bilir hangi saikle yolluyorlar. Belki sadece alışkanlık ya da asgari, steril bir nezaket. Nezaketse de kimseye hayrı olmayan bir şey.  Karşındakine yönelmeyen nezaketten kimseye fayda yok. Eski arkadaşları cepte tutalım bir ihtimal. Neyse…

On günlük ilaçsızlık dönemi kazasız bitiyor gibi. Yarın tahlili yaptırdıktan sonra rutine dönecez.

Standart
Uncategorized

..

Sonunda peşin vergi ve kdv bitti. Bu sene nedense çok sıkıştık. Peşin vergiyi uzatmalarına rağmen iş son güne kadar bitmedi. Dışarıda yaptığımız işlerden kdv ye vakit kalmadı. Geçen cumartesi, pazar  A. ile iş yerindeydik, çalıştık. Uzun seneler aynı işi yapmanın verdiği bıkkınlığı zorda olsa atıyorum gibi. Staja başladığım 91 den beri hep aynı rutin, kolay değil. Galiba yirmi beş seneyi bu sene tamamlıyorum. Gene de iş benim için önemli, sağlığım müsade ederse bir on sene daha çalışmayı düşünüyorum, belki daha fazla. D. gibi home ofisi kıvıramam, salarım. Onun için bana evden ayrı bir büro lazım. Bir şey kazandırmasa da iş, insanın hayatını düzenliyor; en azından kişisel bakım, uyku, yemek düzene giriyor. Bir de tabii benim mormallik mücadelemin göstergesi. Normal neyse artık:) Fuko’nun dediği gibi belki de kurgudan ibarettir, kim bilir. Belki de stres bağımlılığıdır. Her neyse ekmek parası için çalışmaya devam.

*

tumblr_op293da40h1rza70io1_1280

Bu resim 1940 larda Akaretler yokuşundaki CHP binası. Çok önceleri bir yerden bulmuş arşivlemişim. Geçenlerde twitterda tekrar karşıma çıktı Bu yokuştan çocukken 70 lerde (ve 80 lerin başında) çok çıktım. Teyzemlerin evi resimdeki binanın tam karşısında, yolun öbür tarafında üçüncü kattaydı. Merdivenleri ahşaptı diye hatırlıyorum. Yüksek tavanlı bir evdi. Arkada iki oda vardı. Kapıdan girildiğinde geniş bir holü vardı ki yanılmıyorsam orada yemek masası ve bir de antika görünümlü büyükçe bir dolap bulunurdu. Sokağa bakan ön tarafta büyükçe salonla, bir küçük oda vardı. Küçük oda bir yatak odası takımı alacak büyüklükteydi. Ön taraftaki salonun zemini muşambaydı., kardeşimle yere oturur kendi etrafımızda dönerdik, başımız pek dönmezdi. Resimdeki kadar tenha olmasa da o yıllarda yine de tenhaydı. Babamla ayak altında dolaşmayalım diye Yıldız Sarayına doğru yürüyüş yapardık, bazen Dolmabahçe’ye doğru. Orada bir sirk vardı galiba. Beşiktaş o zamanlar bir cumartesileri kalabalık olurdu, o da cumartesi pazarı olduğundan. Bazen anneannemle alışverişe gider, dönüşte küçük çömleklere yapılmış yoğurtlardan alırdık. Anneannem bayramlarda tatar böreği ve revani yapardı diye hatırlıyorum. Sık sık Yahya Efendiye gittiğini söylerdi. O yıllarda bizim gittiğimizi hiç hatırlamıyorum. Belki de unutmuşumdur. Aşağıda hatırladığım antika bahçe mobilyası satan, ama hiç açık olduğunu hatırlamadığını bir dükkan vardı. Ağır metal sandalye ve masaların bulunduğu bu küçük dükkanın camları hep tozluydu. Ondan biraz aşağıda ya da yukarıda bir yatır vardı. Gece karanıkta Bakırköy’e dönerken önünden geçerken annem durur dua okurdu. Devamlı mum yanardı. Bunun gibi bir yatır da Sirkeci’de vardı. Gece bazen ikisinin önünden geçerdik, annem ikisinin önünde durur dua ederdi. Sirkeci’dekinde de mum yanardı, bir hanın alt katı mıydı ne, karanlık- ürkütücü bir yerdi. O an ürperir oradan geçtikten sonra unuturduk. Sirkeci’de trene bindiğimizde ferah aydınlık sakin bir geceye dönerdi gün.

*

Tutar mı bilmiyorum yeni alışkanlıklar kazanmaya çalışıyorum: İş yerinde iş olmadığı günlerde 15.50 ile 17 arasında günde bir saat kitap okumak. Niye 15.50 ? 10 dakikasını egzersize ayırmak için. Ufak tefek hareketler işte. Telefonu kurdum, bir kaç okuma müziği ayarladım. Kulağa çok iyimser geliyor evet, bir deneyiceğim, ya tutarsa. Bunun dışında internet üzerinden bir iki kursa yazılmayı düşünüyorum. Bahar gelirse böyle gece.

Standart
Uncategorized

..

Biliyor musun eve hırsız girdi. Sabaha karşı, dört buçuk-beş gibi, babam seslendi “Enis?” diye, şöyle bir döndüm odanın ortasında bir karaltı vardı. Bir anda kayboldu. Uyku sersemi oyla kalakaldık bir an. Beş, altı saniye sonra binanın ağır giriş kapısının kapandığını duyduk. O zaman ne olduğunu kavradık. Babam pantolonuna baktı cüzdanındaki paralar yoktu, benimkinde de. Benim başımın ucumda duran telefonu aldığını ise sabahleyin fark ettik. Neyse D. De yurt dışındaydı o arada telaşlandırmak istemedik, ama o büroyu aramış bir vesile ile öğrenmiş. Tutanak, parmak izi falan tabii bir şey çıkmadı. Ama tutanak sayesinde hiç olmazsa telefonun parasının bir kısmını sigortadan alabildik.

Bu dönemde büroyu taşıdık. A. Ve oğlu bir yer bulmuşlar, Nisan başı gibi büroyu taşıdık. Elektirik aboneliği ve telefon bağlanması bizi bayağı uğraştırdı.Yeni yer neresi biliyor musun? Senin dişçinin tam karşısı. Askerlik şubesinin biraz yukarsı yani.

Bayramda eniştem tuvalette düşmüş. Teyzem bu sefer huzur evi için ikna oldu. Eniştem ise biraz zor ikna oldu. Bayram sonrası onları Güzelcedeki bir huzurevine yerleştirdik. Oldukça temiz ve iyi bir yer. İki katlı villalardan oluşuyor. İlk önce alışamadılar, bir müddet sonra geri dönmek istediler. Fakat eniştemin Almanyadaki kardeşi ağırlığını koydu. O saatten sonra beklenmedik bir şekilde uyum sağladılar.

Yemek yapmayı öğrendim. Öğrendim dediysem ahım şahım şeyler yapmıyorum. T. kurufasulye, pilav yapmayı gösterdi. Diğerlerini youtube dan seyrede seyrede çözdüm. D. in eski komşusu ile anlaştık, haftada iki kap yemek getiriyor. On beşgünde bir de temizliğe birisi geliyor. Bir şekilde idare ediyoruz. D. De bayağı yemek yapıyor. Kurabiye bile denedik. İlki biraz sert oldu, ama ikincisi seninki gibi olmasa da yakındı.

Ekim ortası gibi Eniştemin koahı arttı. Hastahaneye yoğun bakıma yatırdılar. Orda işler nasıl yürüyor bilmiyorum, belki haberin vardır, onu da 4 Kasımda kaybettik. Teyzem çok üzüldü, bir eve dönmek istedi ama sonraki gün fikir değiştirdi “Beni Güzelceye götürün” dedi. Şimdi orada, yanına eniştemin yerine bir bayan arkadaş vermişler, ama o da bir başka yere geçmiş.

Babamın unutkanlığı bir tık attı. İlk günler hıçkırık tuttu. Zor geçti. Yüzük hâlâ parmağında. En metanetlimiz o çıktı.

Bazı şeyler istediğin gibi hâlâ. Buna sevinir miydin, üzülür müydün bilemiyorum. Sık karar değiştirirdin hatırlarsan.

Biz? D. ve ben hâlâ alışabilmiş değiliz. Uslu çocuklara denir ya burada otur bekle o haldeyiz, neyi bekliyoruz bilmiyorum. Evet Bahe amca gibi. İyi şeylere başlama gücümüz yok. İlk günlerde kendimizi unutur da bir şeylere gülersek utandık, sanki biri görürse ayıplar gibi. Bir tuhafız işte. Neyse, görüşmek ümidiyle…

Standart
Uncategorized

21. Gün

İçimden gelmedi çalışmak. Birkaç telefona baktım, birkaç fatura girdim, bir şeyler dinledim, bir şeyler yazdım, birilerini merak ettim.

Yollanan sözsüz resimlere, videolara smileyler yolladım bir şeyler demeden. Steril, selamsız, sabahsız dostluklar.

Çarşambanın gelişi Salıdan belliydi. Uyku bastıracaktı öğleden sonra, mesai bittiğinde kalkıp eve gitmeye üşenecektim. Dünden belliydi akşam eve gittiğimde yarım saat şekerleme yapacağım.

Gene de bir çılgın proje yazdım bugüne. Paraya kıyıp alır mıyım bilmiyorum. Alırım almasına da küçücük evde nereye koyacağım o koca şeyi. Toplandığında mutfakta kombinin altına konur mu? Yatak odasında yer yok bi kere. Hafta içi evde yokum, kargo hafta sonu eve getirir mi? Onun için evde de beklenmez ki, evde alacak biri olsa bak o zaman olur. Neyse demlensin bakalım aklımda; yolda, tuvalette aklıma gelsin, düşünüp düşünüp unutayım.

Dört aylık maceradan sonra Heidegger’in dış burçlarından birini ele geçirdim sanırım. O da genç bir hocanın konferans videosundan. Okuduğum şeyleri ekleyebileceğim, bir bütünlüğe gidebilecek birleştirilmiş birkaç parça var elimde. Darısı Hegel’in başına. Şimdi iş, derlenip toparlanacak, anlaşılmaya muhtaç bir sürü parçayı eldeki şu küçük bir kaç birleştirilmiş yap boza ekleyip resmi büyütmekte.

 

***

 

Başlangıçta bitirebirilir miyim diye düşünüyordum, ama işte bitti. Yirmi bir günü tamamladık. Mari Antrikot’ un başlattığı şalanjı bitirmiş olduk 🙂 Artık blogu eskisi gibi uyutabiliriz.

Programımıza burada son verirken en güzel günler en güzel geceler sizlerin olsun efendim.

Kapanış youtubemuz da temamıza uygun olsun

 

Standart
Uncategorized

20. Gün

Bugün 6.30 da uyandık, yarın 6 olacak. Gece ikide uyuyan biri için uykusuz iki gün demek. Gün içinde uyuma imkânı yok malesef. Böyle bir alışkanlık kazanmalıyım belki de. Ya da buna uyum sağlamayalım, hiç olmazsa ara sıra.

Bir Harbiye günüydü. KDV ler yapıldı. Muhtasar bilgileri alındı. Cari hesaplar çıkarıldı. Her şey ucu ucuna yetişti. Cuma’ya gitmeme gerek kalmadı. Taksiye bu arada yüzde on sekiz zam yapmışlar. Tarifenin bir iki gündür zıplamasından belliydi. Takside plaka ağaları oldukça bu iş düzelmez. Vatandaş ağaları da doyurmak zorunda kalır. Hoş kimsenin umrunda değil.

Akşam Saraçhane’den dönerken, tam kemerlere yaklaşmışken babam” Anneni burada beklerdim” dedi. Annem gençken Abdi İbrahim’de çalışırmış, Reşat Nuri sahnesinin yanında bir yerlerde. O uğursuz kış gününden beri pek eskilerden, annemden bahsetmiyordu. Arka koltukta sesinde eskiyi anan neşeli bir ton vardı, hey gidi günler der gibi. Biraz rahatladım gibi, iyileşmek böyle bir şey belki, gıdım gıdım.

Biraz evvel D. aradı uçağı inmiş. İstanbul’da. Her şey olabildiğince yerli yerinde.

Bugün youtube’da deli bir tirad paylaşıyorum. Beğeniceğinizi umuyorum

Standart
Uncategorized

19. Gün

Faturalar gelmeye başladı yavaş yavaş. KDV ye başladık. 24 ‘ e kadar bitmesi gerek.

Bugün çok geç kalkmadım. Fakat evde çok oyalanıyoruz, bu yüzden geç çıkıyoruz. Taksi için bozuk para bulamadık, para bozulsun diye eczaneden tansiyon ilacı aldık.

Youtube’daki felsefe kanallarından bir liste hazırladım. Beklediğimden çok çıktı. Felsefe sessiz sedasız gelişiyor galiba. Tek sıkıntı insanların felsefeyle ne yapacağını bilmemesi. Süslü laflar, aforizmalar, edebiyat parçalamaların dışına taşabilmeli. Günlük yaşantımızdaki düşünme alışkanlıklarımızın belli alışkanlıklardan geldiği, şüphenin/eleştirinin/argümantasyon üretmenin soğukkanlı, makul yolları olabildiği böylelikle anlaşılabilir. Hakikat derdinin erdemli bir toplum için olmazsa olmaz olduğu mesela. Bunun içinde sabırlı, eleştirel bir zihne ihtiyaç olduğu.

D. Ankara’da. Bu aralar bayağı geziyor. Yarın dönecek sanırım

Sakin bir geceden youtube videosunu yollayalım

Standart