Uncategorized

..

Biliyor musun eve hırsız girdi. Sabaha karşı, dört buçuk-beş gibi, babam seslendi “Enis?” diye, şöyle bir döndüm odanın ortasında bir karaltı vardı. Bir anda kayboldu. Uyku sersemi oyla kalakaldık bir an. Beş, altı saniye sonra binanın ağır giriş kapısının kapandığını duyduk. O zaman ne olduğunu kavradık. Babam pantolonuna baktı cüzdanındaki paralar yoktu, benimkinde de. Benim başımın ucumda duran telefonu aldığını ise sabahleyin fark ettik. Neyse D. De yurt dışındaydı o arada telaşlandırmak istemedik, ama o büroyu aramış bir vesile ile öğrenmiş. Tutanak, parmak izi falan tabii bir şey çıkmadı. Ama tutanak sayesinde hiç olmazsa telefonun parasının bir kısmını sigortadan alabildik.

Bu dönemde büroyu taşıdık. A. Ve oğlu bir yer bulmuşlar, Nisan başı gibi büroyu taşıdık. Elektirik aboneliği ve telefon bağlanması bizi bayağı uğraştırdı.Yeni yer neresi biliyor musun? Senin dişçinin tam karşısı. Askerlik şubesinin biraz yukarsı yani.

Bayramda eniştem tuvalette düşmüş. Teyzem bu sefer huzur evi için ikna oldu. Eniştem ise biraz zor ikna oldu. Bayram sonrası onları Güzelcedeki bir huzurevine yerleştirdik. Oldukça temiz ve iyi bir yer. İki katlı villalardan oluşuyor. İlk önce alışamadılar, bir müddet sonra geri dönmek istediler. Fakat eniştemin Almanyadaki kardeşi ağırlığını koydu. O saatten sonra beklenmedik bir şekilde uyum sağladılar.

Yemek yapmayı öğrendim. Öğrendim dediysem ahım şahım şeyler yapmıyorum. T. kurufasulye, pilav yapmayı gösterdi. Diğerlerini youtube dan seyrede seyrede çözdüm. D. in eski komşusu ile anlaştık, haftada iki kap yemek getiriyor. On beşgünde bir de temizliğe birisi geliyor. Bir şekilde idare ediyoruz. D. De bayağı yemek yapıyor. Kurabiye bile denedik. İlki biraz sert oldu, ama ikincisi seninki gibi olmasa da yakındı.

Ekim ortası gibi Eniştemin koahı arttı. Hastahaneye yoğun bakıma yatırdılar. Orda işler nasıl yürüyor bilmiyorum, belki haberin vardır, onu da 4 Kasımda kaybettik. Teyzem çok üzüldü, bir eve dönmek istedi ama sonraki gün fikir değiştirdi “Beni Güzelceye götürün” dedi. Şimdi orada, yanına eniştemin yerine bir bayan arkadaş vermişler, ama o da bir başka yere geçmiş.

Babamın unutkanlığı bir tık attı. İlk günler hıçkırık tuttu. Zor geçti. Yüzük hâlâ parmağında. En metanetlimiz o çıktı.

Bazı şeyler istediğin gibi hâlâ. Buna sevinir miydin, üzülür müydün bilemiyorum. Sık karar değiştirirdin hatırlarsan.

Biz? D. ve ben hâlâ alışabilmiş değiliz. Uslu çocuklara denir ya burada otur bekle o haldeyiz, neyi bekliyoruz bilmiyorum. Evet Bahe amca gibi. İyi şeylere başlama gücümüz yok. İlk günlerde kendimizi unutur da bir şeylere gülersek utandık, sanki biri görürse ayıplar gibi. Bir tuhafız işte. Neyse, görüşmek ümidiyle…

Reklamlar
Standart
Uncategorized

21. Gün

İçimden gelmedi çalışmak. Birkaç telefona baktım, birkaç fatura girdim, bir şeyler dinledim, bir şeyler yazdım, birilerini merak ettim.

Yollanan sözsüz resimlere, videolara smileyler yolladım bir şeyler demeden. Steril, selamsız, sabahsız dostluklar.

Çarşambanın gelişi Salıdan belliydi. Uyku bastıracaktı öğleden sonra, mesai bittiğinde kalkıp eve gitmeye üşenecektim. Dünden belliydi akşam eve gittiğimde yarım saat şekerleme yapacağım.

Gene de bir çılgın proje yazdım bugüne. Paraya kıyıp alır mıyım bilmiyorum. Alırım almasına da küçücük evde nereye koyacağım o koca şeyi. Toplandığında mutfakta kombinin altına konur mu? Yatak odasında yer yok bi kere. Hafta içi evde yokum, kargo hafta sonu eve getirir mi? Onun için evde de beklenmez ki, evde alacak biri olsa bak o zaman olur. Neyse demlensin bakalım aklımda; yolda, tuvalette aklıma gelsin, düşünüp düşünüp unutayım.

Dört aylık maceradan sonra Heidegger’in dış burçlarından birini ele geçirdim sanırım. O da genç bir hocanın konferans videosundan. Okuduğum şeyleri ekleyebileceğim, bir bütünlüğe gidebilecek birleştirilmiş birkaç parça var elimde. Darısı Hegel’in başına. Şimdi iş, derlenip toparlanacak, anlaşılmaya muhtaç bir sürü parçayı eldeki şu küçük bir kaç birleştirilmiş yap boza ekleyip resmi büyütmekte.

 

***

 

Başlangıçta bitirebirilir miyim diye düşünüyordum, ama işte bitti. Yirmi bir günü tamamladık. Mari Antrikot’ un başlattığı şalanjı bitirmiş olduk 🙂 Artık blogu eskisi gibi uyutabiliriz.

Programımıza burada son verirken en güzel günler en güzel geceler sizlerin olsun efendim.

Kapanış youtubemuz da temamıza uygun olsun

 

Standart
Uncategorized

20. Gün

Bugün 6.30 da uyandık, yarın 6 olacak. Gece ikide uyuyan biri için uykusuz iki gün demek. Gün içinde uyuma imkânı yok malesef. Böyle bir alışkanlık kazanmalıyım belki de. Ya da buna uyum sağlamayalım, hiç olmazsa ara sıra.

Bir Harbiye günüydü. KDV ler yapıldı. Muhtasar bilgileri alındı. Cari hesaplar çıkarıldı. Her şey ucu ucuna yetişti. Cuma’ya gitmeme gerek kalmadı. Taksiye bu arada yüzde on sekiz zam yapmışlar. Tarifenin bir iki gündür zıplamasından belliydi. Takside plaka ağaları oldukça bu iş düzelmez. Vatandaş ağaları da doyurmak zorunda kalır. Hoş kimsenin umrunda değil.

Akşam Saraçhane’den dönerken, tam kemerlere yaklaşmışken babam” Anneni burada beklerdim” dedi. Annem gençken Abdi İbrahim’de çalışırmış, Reşat Nuri sahnesinin yanında bir yerlerde. O uğursuz kış gününden beri pek eskilerden, annemden bahsetmiyordu. Arka koltukta sesinde eskiyi anan neşeli bir ton vardı, hey gidi günler der gibi. Biraz rahatladım gibi, iyileşmek böyle bir şey belki, gıdım gıdım.

Biraz evvel D. aradı uçağı inmiş. İstanbul’da. Her şey olabildiğince yerli yerinde.

Bugün youtube’da deli bir tirad paylaşıyorum. Beğeniceğinizi umuyorum

Standart
Uncategorized

19. Gün

Faturalar gelmeye başladı yavaş yavaş. KDV ye başladık. 24 ‘ e kadar bitmesi gerek.

Bugün çok geç kalkmadım. Fakat evde çok oyalanıyoruz, bu yüzden geç çıkıyoruz. Taksi için bozuk para bulamadık, para bozulsun diye eczaneden tansiyon ilacı aldık.

Youtube’daki felsefe kanallarından bir liste hazırladım. Beklediğimden çok çıktı. Felsefe sessiz sedasız gelişiyor galiba. Tek sıkıntı insanların felsefeyle ne yapacağını bilmemesi. Süslü laflar, aforizmalar, edebiyat parçalamaların dışına taşabilmeli. Günlük yaşantımızdaki düşünme alışkanlıklarımızın belli alışkanlıklardan geldiği, şüphenin/eleştirinin/argümantasyon üretmenin soğukkanlı, makul yolları olabildiği böylelikle anlaşılabilir. Hakikat derdinin erdemli bir toplum için olmazsa olmaz olduğu mesela. Bunun içinde sabırlı, eleştirel bir zihne ihtiyaç olduğu.

D. Ankara’da. Bu aralar bayağı geziyor. Yarın dönecek sanırım

Sakin bir geceden youtube videosunu yollayalım

Standart
Uncategorized

18. Gün

Bütün Pazar ritüellerini gerçekleştirdik. En önemlisi kapı dışarı çıkmadan tembellik.

Bu arada okumam gereken makaleyi bitirdim. Değerlendirmemi yapıp yolladım, söz verdiğim gibi. Bir kapağı daha kapatmış olduk.

Akşam youtube da dolanırken Enjoy the Silence’a rastladım. Onu ve arkasından gelen bir kaç videoyu dinledim. Ne kadar olmuş? Çok olmuş, boşver. Güzel günlermiş. Arka arkaya güzel müzikler düşüyor bu akşam, birini bitirmeden öbürüne geçiyorum.

Emre Yücelen diye müzik hocası var, youtubeda. Ses analizi yapıyor. Neredeyse herkesin ses analizini yapmış. Geçenlerde buldum. Seyretmek ilginç oluyor. Şöyle bir sakıncası var yalnız, sevdiğiniz bir sanatçının ses analizini seyrettiğinizde ve eğer çok detone olduysa artık onu dinlyemiyorsunuz. Yine de tavsiye ederim.

Birazdan Varlık ve Zaman’da ihtimamı bir kez daha okuycam. İhtimam bölümüne ihtimam gösteriyorum. Heidegger’in derdi neydi hâlâ çözebilmiş değilim. Niye varlık meselesini kafasına taktı?

Standart
Uncategorized

17. Gün

Temizlik günü. Sabah A. geldi, temizlik için. Laf kurabiyelerden açılınca ben de çok pis pohaça yaparım dedi. Sonra demek yetmemiş galiba yaptı da. Hızını alamamış bir çorba, zeytinyağlı taze fasulye ve hamur da yapmış yanına. Yok, Allahı var güzel yapmış. İnsanlar yemek yapmayı seviyor galiba.

O sıra D. geldi.Uçakta seyrettiği bir animasyonu önerdi. Vaktim olmadığını söyledim. Imdb’si de 6,5 filmin. Benim önerdiğim filmi seyretmemiş. Papağanı verdim, bizden de teyzeme gitti. Alt kattan aşure geldi  🙂

Arkasından T. geldi, masaj için. İyi bir sohbet oldu. Arkadaki binada yuvalanmış kumruların fotoğrafını çekti giderken, iyi bir fotoğraf gözü var. Kuşları ve Ay’ı çekmeyi seviyor çoğunlukla.

Biraz uyudum, Uyandım, poğaçalar aklımda. Çay koyduk babamla ve makalenin üçte birini okudum, birazdan biraz daha okuyacağım. Yarına bitirmeyi düşünüyorum. Yarın daha sakin olur.

Ve youtube, esen kalın

 

Standart
Uncategorized

16. Gün

Sezonun ikinci aşuresi bugün geldi. Daha evvelki karşı komşudandı, bu üst komşudan. Aşuresiz kalmadık.

Günün en can sıkıcı olayı bindiğimiz taksinin şoförünün Aksaray’da ışıklarda arabayı bir zencinin üzerine sürmesi oldu. Işıklar değiştikten sonra inmişti. Eli havalı kornaya neredeyse yapışık vaziyette araba kullanan şoför hem korna çaldı hem de arabayı adamın üstüne sürdü. Gençten biri olduğu için sıçrayıp kaçabildi, ama korktuğunu bakışlarından gördüm.

Dönüş yolunda 23. Yazı için birkaç iyi fikir geldi. Hemen telefona not aldım. Geliştirilebilir gibi duruyor. Hâlâ yazının tamamına hakim değilim. Bir çok paragrafın elden geçmesi gerekiyor. Ama yazı da yavaş yavaş şekilleniyor.

Hafta sonu okumaya söz verdiğim makaleyi bitiricem. Sonra yorumu yazıp yollayacağım. Cevabın karşı tarafı tatmin etmeyeceğini biliyorum. Önemli olan verilen sözün tutulmuş olması ve değerlendirmenin hakkıyla yapılması.

Standart