Uncategorized

..

Annemin kaybından sonra kaybolmuş gibiydik. Bir boşluğun içinde, tutunacak bir şeyin olmadığı bir yerde kaybolmak gibiydi. Açıkçası bu boşluğun içinden çıkmak içimizden gelmiyordu. Kardeşimle yaptığımız tek şey eskileri anmak, anıları tekrarlamaktan ibaretti. Gidenler arasında en çok onun gidişi koymuştu.

Bazı kayıpların yarattığı boşluk kaybolmuyor. Gidenle bizim de bir yanımız gidiyor.  Sadece iklim değişiyor şarkıdaki gibi. “Bir film gelir şehre, iklim değişir…” Ortak sevinçler, kırgınlıklar, söylenememiş sözler bir anının parçası oluyor artık,

Çalışmak belki tek yapılacak şey çok fazla düşünmeden ve yas’ ın günlerin kalabalığında ağrısını giderek azaltmasını umarak.

Standart
Uncategorized

..

Garip bir yaştayım. Arkadaşlarım ya kitap yazıyor ya da blog. Bana da okumak düşüyor.

Son dönemde geceleri bir boşluk oluştu. Bende onu, kitap okumak için değerlendirdim. İlk Ayşe’nin Konig’iyle başladım. Kitap akşam bitti. Sonu başından belli olsa da bir hikayeyi takip etmek, gün dışına çıkıp başka bir dünyaya girmek bana iyi geldi. Çocukluğumuzdaki arkası yarınlar gibi. Roman ya da hikaye okumayalı epeyi olmuş. Kısaca söylemek gerekirse kitabı beğendim. Bende siyah beyaz sessiz filmlerden birini izliyormuşum hissi uyandırdı. Hatta karakterler bile o filmlere çok uygundu. Okuyanı yormayan, bir çırpıda okunabilecek bir kitaptı ama ben sanırım bir ayda okudum.

Onunla beraber Meltem Gürle’nin Kırmızı Kazak’ını okuyorum. Her akşam bir bölüm. Bu nefis yazıların bazılarını gazetedeki köşesinde okumuştum. Uslubunu sevdiğim yazarlardan.

Şimdi gene bir arkadaşın, Nagihan’ın hikaye kitabına başlıyacağım. Onu da yavaş yavaş, akşamları keyifle okumayı düşünüyorum.

Kendi adıma kitap yazmayı hiç düşünmedim. Basmak, yayınevi vs büyük iş gibi geldi bana hep.  Zaten geniş kitleleri ilgilendiren bir şeyler yazmıyorum. Niye yazıyorum onu da pek bilmiyorum. Birkaç sadık okuyucu, aradığım sorulara cevap bulmak, onları tartışabilmek, doğru yolda olduğumu bilmek bana yeter gibi geliyor. Neyse

*

Hafta sonları felsefe grubunun ödevlerini okumakla geçiyor. Bir ay kadar ara verdiğimiz dersler bu hafta başlar sanırım. Dilthey’e gelmiştik. Epeyi bir süre burada kalırız sanırım.

*

Doktoru bir kafede bekliyorum. Önümdeki masada galiba daha evvel bir vesile ile tanışmış ama ilk kez yüz yüze gelmiş bir çift var. Kız, ben kafeye girdiğimde oradaydı. Belli ki erken gelmişti. Kumaş pantalonu birkaç kez ütülenmiş gibiydi. Şık bir ceketi vardı. İki dirhem bir çekirdek gelmişti buluşmaya. Çocuk biraz evvel geldi, kirli sakallı ve kotlu. Üzerinde de  ne yazdığını bir türlü okuyamadığım  mavi bir tişört. Gayri ihtiyarı olası bir ilişkiyi kimin sırtlamak zorunda kalacağının daha şimdiden belli olduğunu düşündüm. Sonra da bunun çok çabuk verilmiş bir ön yargı olduğunu, belki de böyle olmayacağını, giyim kuşam üzerine (Meadçı tavır alma üzerinden) düşünmemin zorlama bir yorum olacağını. Açıkçası bilemiyorum. Bir ara “kendine ihtimam göstermek başkasına gösterilmiş ihtimamdır aynı zamanda” diye boyumdan büyük bir laf etmiştim. Şimdi söyleyebileceğim bunun gerek şart olduğu ama yeter olmadığı. Pekala narsistik bir kişilik de olabileceği. Neyse..

 

Standart