Günden çıkanlar

Yeni kitaplar

Yeni kitaplarım geldi. Beş Şehir, Edebiyat Üzerine Makaleler, Hakikat Bilgisine Yükseliş, Suskunlar, Unomastica alla Turca ve Yahya Kemal olmak üzere, kitaplar, dün büroya kitapyurdundan gelmiş. Eski âdet üzere kitapların ilk sayfasına kurşun kalemle günün tarihini attım hemen.

Beş Şehir’den başladım, su gibi akıyor. Beş şehir; Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul. Tanpınar bu şehirlerin kendinde bıraktığı hisle beraber, tarihlerini, kültürel dokularını anlatıyor. Anakara’da Hacı Bayram Veli hakkında anlatıkları çok dikkat çekici. Hacı Bayram Velinin türbesinin bir Roma Sütünün yanında oluşu, ledunî dünyasının yanında, daha çok takipçilerin esnaflar ve çiftçilerden oluşması, tarlada çalışması ve hatta Akşemseddinle tarlada karşılaşması, imece usulü toplanan harmanda sıradan biri gibi çalışması (kerametçi, şifreci, insansız ekolleri andık burda), Akşemseddine iltifat etmemesi yemek vermemesi buna rağmen Akşemseddini karnını köpeklere ayrılanla doyurması üzerine kabul etmesi altı çizilecek yerler. Gene II. Murad’ın, Hacı Bayram Veli’nin etrafında toplanan insnanların sayısından endişelenip Edirneye çağırması, orada bir müddet mecburi ikametgahtan sonra ona güverek geri yollaması enterasan. Öznsözündeki son paragrafıda kurşun kalemler işaretledim. Yenileşmeden yana açık tavrı ile geçmiş kültüre bağlılığı çok veciz bir şekilde ifade edilmiş. İlk intibam bu kitaptan sıkılmayacağım, rahatlıkla ve severek okuycağım yönünde.

Edebiyat Üzerine Makaleler ve Yahya Kemal’de Tanpınar’ın kitapları. Yahya Kemal’i romanları okuduktan sonra okurum herhalde. Edebiyat Üzerine Makaleler ise zamana yayılıcak muhtemelen, bütünlük olmadığından parça parça da okunabilir. Böylece Tanpınar okumalarında okunmamış bir kaç kitap kalacak. Huzur’u ve Saatleri ayarlamayı bitirdiğim için bu kitaplarla beraber Tanpınar hakkında ifade edilebilir bir kanaate sahip olabilecez sanırım. En azından yazılanları okurken nerden baktıklarını görmek açısından faydalı olacak.

Suskunlar İhsan Oktar Anar’ın, epeydir okumayı istediğim bir romandı. Unomastica ise bir dostun tavsiyesi. Romanları biraz da yavaşlayan okuma hızımı artırmak için aldım. Önce Unomastica’yı okurum herhalde ama onun içinde Güzelin Günceliği’nin bitmesini bekleyecek. Üç kitap birden yorar:)

Hakikat Bilgisine Yükseliş ise Gazali’nin. İslamın hakikat kavramına ya da Gazalinin diyelim bakışını görmek için aldım. Arada bir yerde okurum. Onun için bir program şimdilik yok. Gazaliyi yoğun olarak okumaya başlamadan okunacak bir hazırlık. Bir kısa kitabını okumuştum. Tanışma diyelim bu kitap için de, esas sohbete hazırlık bir nevî.

Önümüzde üç dört ayın programı bu, “dellenmez” yeni siparişler vermezsem eğer 🙂

Standart
Günden çıkanlar

Sene sonu

Nezleyim. Pazargünü Yenikapı Mevlevîhanesinde üşüttüm galiba. Akşam döndüğümüzde burnum akmaya başlamıştı.

Bu sefer çok kalabalıktı. Kırk dakika önce gitmemize rağmen koltuklar tükenmişti, ayakta seyretmeye razı olanlar içeri alınıyordu. Galiba bunda bu senenin son ayini olmasının payı vardı. Bir de ilersinin belirsiz oluşu. Üniversite bünyesinde ayinlerin devam edeceği söyleniyor ama bu gerçekleşse bile bu eğreti bir devam olacak. Bu şekilde bir devamın tanıtım için katkısı olabilir, ama ona da gerek var mı bilemiyorum.

Daha evvel pazar günü hiç gitmemiştim. Bu sefer D. de geldi. Tam önümüzde bir arkadaşı vardı. Ayin öcesi biraz sohbet ettik. 

 Çok turist vardı. Turistlerin yanında dikkat çeken bir şey daha vardı. İnsanların küçük çocuklarıyla gelmiş olmasıydı. Arkamzda iki çocuğuyla gelen bir aile vardı. Küçüğü 4-5 yaşlarında olsa gerek. D. yer verince yanıma düştü. Ayin boyu kıpır kıpırdı. Arkamızda bir aile daha vardı, küçük bir kız çocukları vardı. Kimse yer vermeyince babası omuzlarına aldı. Çocukların böyle bir ortamla tanışmış olması güzel aslında. Ufak tefek çocuk seslerinden de pek kimse rahatsız olmaz herhalde.

Bugün buranın sahibini buldum. Genellikle ortalıkta pek gözükmeyen, bir şey lazım olduğunda ortaya çıkan bir güvenlikçi . Bir kapı açılması gerekiyorsa ortaya çıkıyor ya da biri flaşla fotoğraf çekmeye kalkarsa uyarmak için, sonra tevazuyla birden kayboluyor. Ruhu buranın huzurlu ortamına uyum sağlamış. 

Sene sonu işleri bitti sayılır. Geçen senelere göre oldukça sönük ve sakin. Eski sene sonlarının telaşını aramasak da, gene de bu durgunluk tatsız.

Standart
Günden çıkanlar

Eczaneler savaşı

Bizim sokak işlek bir sokak sayılır. Ama bunun rağmen açılan dükkanların çoğu, demirbaş bir kaç dükkanın dışında, çok uzun süre tutunamaz. 

İki üç sene evvel altımızda bir manav açıldı. Marketlerde sınırlı seçenekler olduğundan iyi de iş yapıyordu. Annem için iyi olmuştu. Bir şeyler almak ve onları taşımak oldukça kolaylaşmıştı, sağolsun çocuklar ağır paketleri yukarı çıkarıyorlardı.

Derken yanımızdaki Halk Bankası taşındı. Bir müddet yeri boş kaldı.  Altının market olacağı, üstünün de sağlık ocağı olacağı konuşulmaya başladı.

Bir gün altımızdaki manava bir eczacı taşınması için yetmişbin hava parası verceği söylenmeye başladı. Bir sene önce, manav bir iki sokak aşağı taşındı. Alışveriş için bize hâlâ çok yakındılar Hava parasını almışlar. 

 Altımızdaki dükkan eczane oldu ve ardından da yanımızda sağlık ocağı açıldı. Mal sahibi hayır için sağlık ocağından kira almıyormuş. Oldukça uzun bir süreliğine kullanılmak üzere vermiş.

 Büyükçe bir dükkan olduğundan, güzel bir eczane oldu. Kırmızı neondan kocaman bir eczane tabelası yaptırmışlar. Nöbetçi olduklarında sokak kıpkırmızı oluyor. İki kat üstte olmamıza rağmen arka odaya (biz arkada oturduğumuz için arka dediğim aslında salon oluyor) geçtiğimizde gözü alan bir kırmızılıkla oda aydınlanıyor.

Arkadan, bir altı ay kadar sonra, karşısında biraz aşağıda bir eczane daha açıldı. Alttaki eczane kadar parlak olmasa da o da parlak neondan bir tabela hazırladı. 

Bir hafta evvel de tam karşımıdaki dükkan ecane oldu. Fakat bu sefer, yeni eczane neon meselesini iyice abartmış. Kırmızı bir eczane yazısı etrafında; hemen göz alan yeşil, mor, kırmızı akan hareketli  noktacıklar. Renkten renge giren bu neonlar şu aralar geceleyin sabaha kadar yanıp sönüyor 🙂 Belgesellerden gördüğümüz Çin’de, Hong Kong’da yanıp sönen, akan parlak yazıları hatırlatıyor; onlar kadar büyük olmasa da. Neon kirliliği diye bir şey var mı acaba?

Açılan bu yeni üç eczane ile mahallemizde eczane sayısı, çoğu bizim sokakta olmak üzere sayabildiğimiz kadarıyla onbir oldu:))

Ne diyelim, eczane için de hayırlı işler dilenir mi ?:) bilemiyoruz.

Standart
Günden çıkanlar

Bir müşteri nasıl kaybedilir…

Pek kolay kızmam. Kendinmi kızgınlıktan kaybettiğim nadir olur. En son 3 sene önce, bir müşteriye çok kızmıştım ve kendimi kaybetmiştim. Her zaman sıkıntıyla para aldığım bir yerdi. Benim aldığım maaş veremiyeceği bir rakam değildi. O sene mart ayından itibarende maaşın üzerine yatmıştı. Hep söz önümüzdeki cuma vericem derdi. Cuma günü salıya söz verirdi. Bu arada para çıkmayınca biz unuturduk aradan 15-20 gün geçince tekrar hatırlatırdık. Böyle 4-5 ay oyaladı. Neticesinde 3 aylık çek verdi. Çekin vadesi dolduğunda sabahleyin aradı, bugün çekmeyin hastam var diye; ses çıkarmadık ersteri güne, salıya söz verdi. Salı günü bankaya gittiğimde banka imza problemli, teyit alacaz diye beni oturttu. İçimden bugünde bir aksiklik çıkacak diye düşünmeye başladım. Derken eleman geldi, büroya telefon etmiş kredi çekeceğim bugün yarın veririm demiş, sakın arkasını yazdırmasınlar demiş. O an bu çeki tahsil edemiyeceğim hissine kapıldım, dalga geçilir gibi hissetim, bankadaki memurunda yalan söylediğini düşündüm. Köşeye sıkışmıştım, elimden hiç bir şey gelmiyordu.

Büroya döndüm müşteriye telefon açtım ve kendimi kaybettim.  Aralıkta da müşteri, başka bir muhasebeciye gitti.

Standart
Günden çıkanlar

Sonunda

Herşey bu haziran ayında başladı. Mal sahibi Altınoluk’ta bir arazi aldığını, oraya ev yapacağını, bu yüzden işyeri olarak kullandığımız dairesini satmak istediğini, istersek 2+1 ni bize 250 bine satabileceğini söyledi. Tabii bu daireyi satacam, çıkın demekti. Biz de pek nazlanmadık, çıkarız dedik. Ağustos sonuna kadar süre istedik, o da kabul etti. Ağustosta peşin vergi vardı, ondan sonra çıkmak bizim için daha kolay olurdu.

Sayılı gün çabuk geçti. Ağustosun son haftası yumurta kapıya dayanınca daire aramaya başladık. 3+1 arıyorduk. Bir oda arşiv olacaktı. Ortağım ve bana birer oda, salonda da elemanlar çalışacaktı. Eski yerimizde ayrı bir odamız vardı ama ortaklaşa kullanıyorduk. Bir odamızda arşivdi. Sonunda aynı kiraya 3+1 bir birinci kat bulduk. Eski işyerine göre daha sakin, otoparkı olan bir yerdi. Apartman yeni sayılırdı. Daire badana yapılmıştı, parkeler yeni gibiydi. Eski yerimize göre çok daha büyüktü.

Depozito, taşınma masrafları vs. vs nin arkası kolay kolay bitmedi. Elektrik, su yeniden açıldı. Eski kiracı ile pek iyi ayrılmamışlar galiba. Biz pek kurcalamadık ama çıkarmışlar. Bu kadar masraftan sonra iki, üç sene sonra çıkın derlerse bizim için bu taşınma işi zarar sayılırdı. İlk adımda bunun tedirginliğini yaşadık.

Bu sırada gelen bir inceleme iki ayağımızı bir pabuca soktu. Defteri zaten ağzına kadar dolmuş olan arşivde bulmak problem oldu. Bu da bana ders oldu. Çıktığımız yerde defterleri ayırmak ilk işim oldu. iki büronun defteri bir arada olursa işler karışıyor.

Çıkmadan zamanaşımına uğramış defterleri, belgeleri yırtalım boşuboşuna onlarıda taşımayalım dedik. O kadar çok çöp torbasıyla evrak attık ki içerde nasıl hareket ettiğimize şaşırıp kaldık. Çok evrak biriktirmişiz farkında olmadan. Çöp eve ramak kalmış 🙂

On sene evvel girdiğimiz bu daireden ağustosun ikinci haftası taşındık. Taşınmamız üç gün sürdü, daha evvel peyderpey götürdüklerimiz hariç. Kolileme on beş gün sürdü. Taşınma işinin ne kadar beter bir iş olduğunu bir kez daha tecrübe ettik.

Yeni yerdeki odama bir masa bir sandalye götürdüm eski bürodan. Uzun bir duvarım vardı ilk günden buraya bir kütüphane yapmayı aklıma koymuştum. Defterleri odama aldım. Kütüphanenin altını dolap yaptırıp oraya istifliyecektim. Düne kadar bir masa bir sandalye ve duvarın kenarına sıralanmış kutularla vakit geçirdik. Bugün, dün gelen kütüphaneye resmi defterleri yerleştirdik, resimleri astık. Artık iki koltuk ekisiğimiz kaldı. Onu da bir eskiciden alıp oda işini şimdilik nihayete erdirmeyi düşünüyorum. Konseptimiz okuma odası konsepti:) Zaten bizim müşteriler iş yerine pek fazla gelmez. Eskiciden alınacak iki rahat koltuk daha iyi olur diye düşünüyorum. Büro koltukları soğuk ve rahatsız oluyor.

Bunları da halledince, en sonunda, taşınma işimiz bitmiş olacak.

Standart
Kısık ateştekiler

Derlenip toparlanırken dağılmak

İdealize olurken, bir fikre takılırken, kendini derleyip toplarken ya da öyle sanarken insanı anormalleştiren, bir başka köşeye fırlatan da nedir?

Zamanın yontuğu ruhumuz ezberlerle anormalleşirken; normalleşmek, normalleşebilmek içinde ayrı bir çaba sarfetmek lazım.

Deliliğin, takıntıların, alışkanlıkların pençesinden insan, insanlık, insanlığımız.

Normallik doğallıklsa, genele uymaksa, zarar vermemekse, emin olunabilmekse bunlara bir dönüş lazım.

Standart
Günden çıkanlar

Dolab

Bugün dolabım gelecek. Annem dolap diyor benim de dilimde dolap diye kalmış. Aslında yaptırmış olduğum bir kütüphane. İlk defa büyük bir kütüphanem olacak. Eski kütüphanelerim bir asma dolap ile bir çelik raftı. Hâlâ onları kullanıyorum. Fakat artık yeterli olmuyor. Masanın, tarayıcının ve plastik dolabın üzeri de doldu. İçerde annemin kolon arasına yaptırdığı dolap/raf da doldu sayılır.

İşyerindeki bu yeni kütütpaneyi dolduracak kitap şimdilik yok. Bir müddet boş kalacak. Evdeki fazlalıkları buraya getireceğim. İkincil bir kütüphane olacak, yani bir nevî depo. Evde nasıl bir ayrım yapıcam henüz düşünmedim. Herhalde önce ekonomi kitaplarını getiririm.

Burda kiracıyız. Mal sahibi çıkın derse bu kütüphaneyi ne yaparız bilemiyorum. Şimdilik bir kütüphane keyfini süreceğiz. Eğreti bir keyif olacak bizimkisi, şimdilik elimizden gelen bu. Belki Silivriye götürürüm, o gün geldiğinde şartlar uygun olursa.

Standart