Uncategorized

21. Gün

İçimden gelmedi çalışmak. Birkaç telefona baktım, birkaç fatura girdim, bir şeyler dinledim, bir şeyler yazdım, birilerini merak ettim.

Yollanan sözsüz resimlere, videolara smileyler yolladım bir şeyler demeden. Steril, selamsız, sabahsız dostluklar.

Çarşambanın gelişi Salıdan belliydi. Uyku bastıracaktı öğleden sonra, mesai bittiğinde kalkıp eve gitmeye üşenecektim. Dünden belliydi akşam eve gittiğimde yarım saat şekerleme yapacağım.

Gene de bir çılgın proje yazdım bugüne. Paraya kıyıp alır mıyım bilmiyorum. Alırım almasına da küçücük evde nereye koyacağım o koca şeyi. Toplandığında mutfakta kombinin altına konur mu? Yatak odasında yer yok bi kere. Hafta içi evde yokum, kargo hafta sonu eve getirir mi? Onun için evde de beklenmez ki, evde alacak biri olsa bak o zaman olur. Neyse demlensin bakalım aklımda; yolda, tuvalette aklıma gelsin, düşünüp düşünüp unutayım.

Dört aylık maceradan sonra Heidegger’in dış burçlarından birini ele geçirdim sanırım. O da genç bir hocanın konferans videosundan. Okuduğum şeyleri ekleyebileceğim, bir bütünlüğe gidebilecek birleştirilmiş birkaç parça var elimde. Darısı Hegel’in başına. Şimdi iş, derlenip toparlanacak, anlaşılmaya muhtaç bir sürü parçayı eldeki şu küçük bir kaç birleştirilmiş yap boza ekleyip resmi büyütmekte.

 

***

 

Başlangıçta bitirebirilir miyim diye düşünüyordum, ama işte bitti. Yirmi bir günü tamamladık. Mari Antrikot’ un başlattığı şalanjı bitirmiş olduk 🙂 Artık blogu eskisi gibi uyutabiliriz.

Programımıza burada son verirken en güzel günler en güzel geceler sizlerin olsun efendim.

Kapanış youtubemuz da temamıza uygun olsun

 

Standart
Uncategorized

20. Gün

Bugün 6.30 da uyandık, yarın 6 olacak. Gece ikide uyuyan biri için uykusuz iki gün demek. Gün içinde uyuma imkânı yok malesef. Böyle bir alışkanlık kazanmalıyım belki de. Ya da buna uyum sağlamayalım, hiç olmazsa ara sıra.

Bir Harbiye günüydü. KDV ler yapıldı. Muhtasar bilgileri alındı. Cari hesaplar çıkarıldı. Her şey ucu ucuna yetişti. Cuma’ya gitmeme gerek kalmadı. Taksiye bu arada yüzde on sekiz zam yapmışlar. Tarifenin bir iki gündür zıplamasından belliydi. Takside plaka ağaları oldukça bu iş düzelmez. Vatandaş ağaları da doyurmak zorunda kalır. Hoş kimsenin umrunda değil.

Akşam Saraçhane’den dönerken, tam kemerlere yaklaşmışken babam” Anneni burada beklerdim” dedi. Annem gençken Abdi İbrahim’de çalışırmış, Reşat Nuri sahnesinin yanında bir yerlerde. O uğursuz kış gününden beri pek eskilerden, annemden bahsetmiyordu. Arka koltukta sesinde eskiyi anan neşeli bir ton vardı, hey gidi günler der gibi. Biraz rahatladım gibi, iyileşmek böyle bir şey belki, gıdım gıdım.

Biraz evvel D. aradı uçağı inmiş. İstanbul’da. Her şey olabildiğince yerli yerinde.

Bugün youtube’da deli bir tirad paylaşıyorum. Beğeniceğinizi umuyorum

Standart
Uncategorized

19. Gün

Faturalar gelmeye başladı yavaş yavaş. KDV ye başladık. 24 ‘ e kadar bitmesi gerek.

Bugün çok geç kalkmadım. Fakat evde çok oyalanıyoruz, bu yüzden geç çıkıyoruz. Taksi için bozuk para bulamadık, para bozulsun diye eczaneden tansiyon ilacı aldık.

Youtube’daki felsefe kanallarından bir liste hazırladım. Beklediğimden çok çıktı. Felsefe sessiz sedasız gelişiyor galiba. Tek sıkıntı insanların felsefeyle ne yapacağını bilmemesi. Süslü laflar, aforizmalar, edebiyat parçalamaların dışına taşabilmeli. Günlük yaşantımızdaki düşünme alışkanlıklarımızın belli alışkanlıklardan geldiği, şüphenin/eleştirinin/argümantasyon üretmenin soğukkanlı, makul yolları olabildiği böylelikle anlaşılabilir. Hakikat derdinin erdemli bir toplum için olmazsa olmaz olduğu mesela. Bunun içinde sabırlı, eleştirel bir zihne ihtiyaç olduğu.

D. Ankara’da. Bu aralar bayağı geziyor. Yarın dönecek sanırım

Sakin bir geceden youtube videosunu yollayalım

Standart
Uncategorized

18. Gün

Bütün Pazar ritüellerini gerçekleştirdik. En önemlisi kapı dışarı çıkmadan tembellik.

Bu arada okumam gereken makaleyi bitirdim. Değerlendirmemi yapıp yolladım, söz verdiğim gibi. Bir kapağı daha kapatmış olduk.

Akşam youtube da dolanırken Enjoy the Silence’a rastladım. Onu ve arkasından gelen bir kaç videoyu dinledim. Ne kadar olmuş? Çok olmuş, boşver. Güzel günlermiş. Arka arkaya güzel müzikler düşüyor bu akşam, birini bitirmeden öbürüne geçiyorum.

Emre Yücelen diye müzik hocası var, youtubeda. Ses analizi yapıyor. Neredeyse herkesin ses analizini yapmış. Geçenlerde buldum. Seyretmek ilginç oluyor. Şöyle bir sakıncası var yalnız, sevdiğiniz bir sanatçının ses analizini seyrettiğinizde ve eğer çok detone olduysa artık onu dinlyemiyorsunuz. Yine de tavsiye ederim.

Birazdan Varlık ve Zaman’da ihtimamı bir kez daha okuycam. İhtimam bölümüne ihtimam gösteriyorum. Heidegger’in derdi neydi hâlâ çözebilmiş değilim. Niye varlık meselesini kafasına taktı?

Standart
Uncategorized

17. Gün

Temizlik günü. Sabah A. geldi, temizlik için. Laf kurabiyelerden açılınca ben de çok pis pohaça yaparım dedi. Sonra demek yetmemiş galiba yaptı da. Hızını alamamış bir çorba, zeytinyağlı taze fasulye ve hamur da yapmış yanına. Yok, Allahı var güzel yapmış. İnsanlar yemek yapmayı seviyor galiba.

O sıra D. geldi.Uçakta seyrettiği bir animasyonu önerdi. Vaktim olmadığını söyledim. Imdb’si de 6,5 filmin. Benim önerdiğim filmi seyretmemiş. Papağanı verdim, bizden de teyzeme gitti. Alt kattan aşure geldi  🙂

Arkasından T. geldi, masaj için. İyi bir sohbet oldu. Arkadaki binada yuvalanmış kumruların fotoğrafını çekti giderken, iyi bir fotoğraf gözü var. Kuşları ve Ay’ı çekmeyi seviyor çoğunlukla.

Biraz uyudum, Uyandım, poğaçalar aklımda. Çay koyduk babamla ve makalenin üçte birini okudum, birazdan biraz daha okuyacağım. Yarına bitirmeyi düşünüyorum. Yarın daha sakin olur.

Ve youtube, esen kalın

 

Standart
Uncategorized

16. Gün

Sezonun ikinci aşuresi bugün geldi. Daha evvelki karşı komşudandı, bu üst komşudan. Aşuresiz kalmadık.

Günün en can sıkıcı olayı bindiğimiz taksinin şoförünün Aksaray’da ışıklarda arabayı bir zencinin üzerine sürmesi oldu. Işıklar değiştikten sonra inmişti. Eli havalı kornaya neredeyse yapışık vaziyette araba kullanan şoför hem korna çaldı hem de arabayı adamın üstüne sürdü. Gençten biri olduğu için sıçrayıp kaçabildi, ama korktuğunu bakışlarından gördüm.

Dönüş yolunda 23. Yazı için birkaç iyi fikir geldi. Hemen telefona not aldım. Geliştirilebilir gibi duruyor. Hâlâ yazının tamamına hakim değilim. Bir çok paragrafın elden geçmesi gerekiyor. Ama yazı da yavaş yavaş şekilleniyor.

Hafta sonu okumaya söz verdiğim makaleyi bitiricem. Sonra yorumu yazıp yollayacağım. Cevabın karşı tarafı tatmin etmeyeceğini biliyorum. Önemli olan verilen sözün tutulmuş olması ve değerlendirmenin hakkıyla yapılması.

Standart
Uncategorized

15. Gün

Sabah bizim duraktan bir taksiciye denk geldik. Altmış yaşlarında, bir az kilolu, neşeli biri. Tahmin edileceği üzere gündem üzerine sohbet ede ede işe gittik. Daha evvel de bir iki kez yeni işyerine bırakmıştı. O yüzden tarife gerek kalmadan kapının önüne kadar götürdü. Bizim kısa sabah yürüyüşü bu yüzden yattı. Tekrar yürüyüşe başlamayı düşünüyorum. Telefonun adım sayarı üzerinden önce bir haftalık ortalamayı biraz yükselteyim. Sonra yeni bir yürüyüş alışkanlığı icat etmem gerekecek.

Nihayet evraklar gelmeye başladı. Aylık kdv rutinimize dönüyoruz yavaş yavaş. Sosyal medya, internet, youtube ile birlikte çalışmaya başladık.

Akşam sabah yapamadığımız yürüyüşü yaptık. Çok uzun bir mesafe yürümedim. Mühim olan alışkanlığın kazanılması. Şimdilik kısa mesafelerle ne haldeyiz onu bir görelim. Yürüyüşü egzersize eklemek istiyorum. Egzersizin sürekliliğini bozmak istemiyorum. İyi kötü az da olsa egzersizde bir süreklik yakaladım gibi.

Akşam gün içinde içimiz dışımız haber olduğu için farklı bir kanal ve program ararken akustikhaneye denk geldim. Denk gelirsem seyrettiğim bir program. Daha evvel aynı programda Su Soley’e vokalistlik yapan kızcağız kaset çıkarmış galiba, onu programa çağırmışlar. Adı Bilge Nihan’mış. Başkalarının şarkılarını güzel söylüyor, yetenekli. İki üç şarkısını dinledim. Kendi şarkılarından birini dinledim o biraz aceleye gelmiş gibi geldi. Gene de iyiydi. Umarım şansı bol olur.

Bugünün youtube’u da, bu kadar bahsettik, Bilge Nihan’dan olsun.

 

Standart
Uncategorized

14. Gün

Madem graliça mevzuyu açtı, o halde biraz da teori 🙂

Çocukluğumla ilgili hatırladığım görüntülerden biri şöyledir: 2-3 dakikalık youtube videosu gibi – Anneannemle nereye gidiyorsak ya da nereden dönüyorsak; Beşiktaş’tan otobüse binmişiz, Otobüs Dolmabahçe’nin önünden çınarların arasından yavaş yavaş geçiyor. Anneannem nasıl olduysa  bir kadınla o kısa zaman zarfında koyu bir sohbete dalıyor, tüm aileyi anlatıveriyor. Galiba kadın da aynı şeyi yapıyor. Ben de anneanneme kızıyorum tanımadığımız birine niye bu kadar çok şey anlatıyor diye. Bunu bir yerde yazdım galiba.

Richard Sennett Kamusal İnsan’ın Çöküşü adlı bir kitabı var. Şöyle diyor : “. Ona göre, hayatın, aile ve yakın dostlar dışındaki parçası olan “kamusal hayat” bir zamanlar “hayat dolu”ydu ve kişiler için çok önemliydi. “Yabancı”larla duygusal bağlar kurarak insanın oyun yeteneğini çoğaltan, toplumsallaşmasını/medenileşmesini sağlayan bir kamusallık vardı.

Bütünlüklü ifadesini 18. yüzyıl Avrupa şehirlerinde bulan bu kamusallık zamanla ağırlığını yitirerek yerini “özel hayat”a bıraktı. Kamusal hayat artık özel hayatın gerektirdiği oranda önemli olmaya başladı. Sennett, bugün, tanımadığımız ama aynı şehirde yaşadığımız insanlarla kurulacak çok boyutlu ilişki ve hazlardan yoksun kaldığımızı söylüyor ve şu soruları soruyor: Yabancı, nasıl tehdit edici bir unsura dönüştü? Sessiz kalarak, seyretme, kamusal hayatın tek yolu haline nasıl geldi? Yalnız kalma, bir hak olarak nasıl oluştu? Özel hayat ilgi odağı haline nasıl geldi? Politikacıları neden yaptıklarına ve programlarına bakarak değil de kişisel özelliklerine göre değerlendiriyoruz?
Evlerimize özen gösterdiğimiz halde sokaklarımız neden pis?” Ne kadar tanıdık şeylerden bahsediyor. Sennett insanın gün geçtikçe yaşadığı gündelik hayatın hiç kimse için ilginç gelmeyeceği inancının içimize nasıl yerleştiğini ve gittikçe nasıl suskunlaştığımız anlatır. Bunu yaparken bunun bizim, ailelerimizin, kaderimizin bize bir oyunu, bizim bir eksikliğimizin sonucu olmadığını üstü örtük anlatır. Pekala arızalarımız toplumsal kurumların bir arızasından kaynaklanıyor olabilir. Meraklısına konu hakkında biraz daha fazla bilgi için linki tıklayabilirsiniz. Kitabı okumak isteyen için ise kitabın adı Kamusal İnsanın Çöküşü.

Yani, bir kamusal olan bloglarda günlüğümüzü açmak çok da tuhaf bir şey değil.

Günün youtube ise rastgele bir şeçim olsun.

 

 

Standart
Uncategorized

13. Gün

Öğleden sonra Blutv’de 7 Yüz dizisinin 2. bölümünü tavsiye üzerine izledim. Oyunculuklar çok iyi. Sessiz sedasız bayağı kaliteli oyuncular yetişmiş. Alışık olduğumuz uzunluktaki bir dizi değil. 50 dakikalık birbirinden bağımsız bölümler halinde çekilmiş. Karışık seyretmek mümkün. Konun eski ve kötü bir versiyonu işenmiş, ona rağmen iyi bir hikaye çıkmış. İpucu vereyim; aşkın beynin bir rahatsızlığı olduğu üzerinden hikayeyi kurgulamışlar. Sosyal psikoloji aşk üzerine iki teori okumuştuk. Birini hatırlamıyorum. Aşkın bir hastalık, bir takıntı olduğuna dair bir şey hatırlamıyorum. Derinlerden pozitivist, materyalist bir dalga ilerliyor, istisnasız herkesi kapsıyor; gerekçelerimiz hep bu yüzden buradan geliyor. Bu hikayenin bir başka örneğini Dekalog’da seyretmiştim, tahmin edileceği gibi bambaşka bir derinlikten hikaye temellendirilmişlerdi.

Hiç içimden gelmese de 23 no.lu yazıya biraz baktım. Galiba kritik bir paragrafı yazdım. Üzerinden tekrar geçilebilir, derinleşebilir ama taslak olarak ortaya çıktı. Varlık ve Zaman’ da ise incelikli yere geldim. Sahih dasein’in nelerden oluştuğunu açıklamaya sıra geldi. Sanırım yazı da bunu bekliyor. Kitapta yarılanmış oldu bu arada.

Kendiliğinden yeni bir rutin oluştu. Rutinden bir şikayetim yok. Bazı düzeltmeler yapabilsem iyi olacak. Mesela günlük rutinin çok fazla geceye  sarkmasını engelleyebilsem iyi olacak. Uyku bir problem oluyor. Geç kalkmak da öyle.

Günün Youtube Hür Doğdum

Standart
Uncategorized

12. Gün

Gene uyuyakalmışım, on’da uyandım. Kahvaltı yapıp çıkmak onikiyi buldu. Bugün de part time yapmış olduk.

Twitter’ı temizledim. Takip edilen sayısını 100’ e indirdim. Gazetecileri, ekonomistleri kovaladım. Çok vakit alıyordu. Çok vakit alan şeyleri azaltıyorum. Güverteyi temizledim, kapakları kapatıyorum, dalıcam. Okumaya daha çok vakit ayırmayı planlıyorum. Böyle çok yavaş ilerliyor. Belki bir okuma listesi yaparım. Daha fazla odaklanmam gerek. Seyredilecek filimler, diziler listesi kabarıyor. Onu da bir disiplin altına almak lazım.

Öğleden sonra teyzemin papağanı geldi. (Bknz. 8 no.lu şalang) Kutu ufak geldi. Bir de yanlış bir şey sipariş vermek var. Neyse eve kadar açmadım. Zaten kutuyu teslim almışım. Artık itiraz edecek bir şey de yok. Neyse akşam eve gelince baktım aynısı. Yanız monte edilebilir şekilde yapmışlar. Monte etmeye uğraşmadım, bir köşeye kaldırdım. Teyzeme haber verdim. O da akarabalara telefon açıp hatır sormamı söyledi. Selam verdik borçlu çıktık. Yok yok sıkıcı bir iş konuşma değildi. Yabaniliğimden böyle şeyler aklıma gelmiyor. Birinin hatırlatması iyi oluyor.

Akşam üstü “killing me softly” nin notalarını buldum. Çok zor gözükmüyor. Çıkarmak için biraz zaman gerek. Uğraşırmıyım bilmiyorum. Giriş bölümüyle uğraşırım belki, olup olmayacağını anlamak için. Ya da meşhur nakarat kısmıyla. Büyük bir ihtimalle sıkılır unuturum.

Günün youtube’u Emel Sayın’dan İran Tv nunda söylediği bir şarkı.

Programımızı burada kapatırken en güzel günler, en güzel geceler sizlerin olsun efendim. Esenlikler dileriz.

 

Standart