Uncategorized

..

Bugün babamın gözü için muayneye gittiğimizde merdivenlerden inen ufak tefek yaşlı bir kadıncağız dikkatimi çekti. Oldukça yavaş merdivenleri iniyordu. Fakat yaştlarının aksine sağa sola sallanmıyor, merdivenleri tek ayağıyla birer birer inip son her basamakta dizin tam kıvrılmamasından dolayı sendelemiyordu. Gayet yavaş ama dik, sağ ve sol ayaklarını sırasıyla kullanıp iniyordu. Yüzünde galiba belli belirsiz bir gülümseme vardı ve evet, ben bu gülümsemeyi bir yerden hatırlıyordum.

İki sene kadar önce, parka yürüyüş yaptığım zamanlardan birinde gene bankta dinlenirken (galiba) pembe tişörtüyle sağa sola koşuşturan yaşlı bir teyze görmüştüm. Çok hareketliydi, fakat dikkatimi çeken şey, yaşına tezat hareketliliği değildi, koşuşturma şekliydi. Yaşlı teyze sağa sola çaktırmadan bir genç kız gibi koşuyordu. Bir genç kız gibi? Bir ayağını attığında nasıl yapıyorsa hafiften zıplıyor, bir an iki ayağı birden yerden kesiliyordu. Bir banktan diğerine, bir masadan bir başka masaya. Yüzünde yaptığı bu küçük koşulardan biraz mahçup biraz da hınzır bir gülümseme vardı, ama yine de kendini bundan alıkoyamıyor gibiydi.  Belli ki bu ona neşe veriyordu. İçinde bulduğu bu canlı şeyin keyfini sürüyordu.

Yok, hiç neşe üzerine felsefe yapmayacağım. Yapanlar yapmış zaten. Diyeceğim çok uzun süre önce farkettiğim ama yeni yeni gözüme görünen şey; neşe kendimize verdiğimiz en kıymetli hediye galiba. Keşke bunun nasıl olduğu üzerine de biraz fikrim olsaydı.

Reklamlar
Standart