Hasar tespiti, Hatıralar, Hayal meyal, Şifa niyetine

..

fotograf5

Naciye hala aslında halamız değildi. Babamın halasının kızıydı. Şimdi bir türlü yüzünü hatırlayamadığım halaya büyük hala derdik. Geçen sene küçük bir miras davasında asıl isminin Rüküş olduğunu öğrendiğimizde hepimiz şaşırdık. Babam bile yorgun hafızasıyla güç bela hatırlamıştı halasının ismini. Her gittiğimizde köşede oturan neşeli bir ihtiyardı büyük hala.

Büyük halanın üç kızı, bir oğlu vardı. Büyük oğlu Belçika’ya çalışmaya gitmişti. Naciye hala en büyük kızdı, Dedemin onun doğum tarihini söyleyerek kızdırdığı hep söylenirdi, galiba 1923 doğumluydu. Rahmetli takılmayı mı severdi ne:) Naciye hala bende hep otoriter bir izlenim bırakmıştır, güçlü biriydi. Parmağını Tekel’de, çalışırken makineye kaptırdığını öğrendiğimde çok üzülmüştüm. Ellerini hep önünde kavuşturup yumruk yapması ondandı herhalde. Güçlükle, zorla Bakırköy’deki evlerini maaşla, kıdem tazminatıyla almışlardı. Büyük hala hep bu evde Naciye halayla yaşadı.

Babam enişte hakkında, yani büyük halanın eşi hakkında hep bir hikaye anlatır. Babamın ustası Hasan abi onun kalfasıymış. Askerden izinli geldiğinde dükkanın önünde oturup tavla oynamışlar. Enişte zarı attıktan sonra uzun süre hareketsiz kalınca, Hasan abi gayri ihtiyari “Niye oynamıyorsun, ne hinlik düşünüyorsun abi?” demiş. Oysa enişte o sırada vefat etmiştir. Babam ölüm mevzu açılınca, onun aniliğini anlatmak için bu hikayeyi anlatır. Burada parantez içinde bir dedikodu vereyim, Hasan abini aklı hep Naciye halada kalmış. İstetmiş mi, daha sonra tekrar açılmış mı o kadarını bilmiyorum 🙂

Üç kız kardeş de geç evlendi ve üçünün de çocuğu olmadı. Galiba ilkin en küçüğü evlendi, nikahında çekilmiş resmini hatırlıyorum – oldukça eski olmalı. Cumhuriyetin ilk nesliydiler.

Burhan eniştenin Naciye hala ile olan evliliği ikinci evliliği idi. Bir kızı vardı galiba. İnce ruhlu adamdı, Naciye halaya “Geç buldum, çabuk kaybetmiyeceğim”, dermiş- şarkıdaki gibi.

Akşamları pek aydın olmayan, çoğunlukla ıssız sokaklardan, gece gezmesine gidilirdi o yıllarda. Terörün en şiddetli olduğu yıllardı. Yenimahalle tren istasyonun altından geçip loş fidanlığın yolundan Kartaltepe’ye çıkardık. Telefon yoktu, evde kimse bulanamazsa bir kağıda “geldik bulamadık” yazılıp kapıya sıkıştırılır ya da bir komşuya denk gelinirse ona haber bırakılıdı. Habersiz, teklifsiz gece gezmelere gidilen yıllardı. Naciye halalara gitmek demek kardeşimle benim için Hidayet abinin oğlu Yalçının bıraktığı legolarla oynamak demekti. Onun için gitmeyi sevdiğimiz yerlerdendi. İlk Dosteyevskiyi Burhan eniştenin yataklı kanapenin küçük kütüphanede gördüğümü çok iyi hatırlıyorum. Babam Demirelci Burhan enişte Ecevitçiydi, birbirlerini yormadan sakince memleket meseleleri üzerine sohbet ettiklerini hatırlıyorum, ne konuştuklarını hatırlamasam da asla yüksek sesle konuşmadıklarını hatırlıyorum.

Burhan enişte çok sigara içerdi, gırtlak kanserinden vefat ettiğinde hepimiz üzülmüştük. Sigaraya karşı oluşumuzde biraz da Burhan eniştenin bu zamansız ölümünün rolü vardır. Ölümüne az bir zaman kala bizimkilere bana iyi bakmalarını tembih etmiş. Son on beş gününde, konuşamadığı zamanlarında önündeki mendili katlayıp açarak Kur’an okunmasını istemiş rahmetli.

Naciye hala becerikli bir kadındı. Burhan enişteden sonra küçük elişleri/ yağlı boya tablolar yapıp oyalandı. Güzelce’deki yazlıklarına gittiğimizde bizi misafir etmeyi severlerdi. Benim Agatha Christi’ne sardığımı, cinayet romanları okuduğumu annem endişeyle anlatınca bana Aslan Asker Şvayk’ı önermişti. Şimdi adını hatırlamıyorum, Orta Çağ’da bir çalgıcının başından geçenleri anlatan ciltli bir romanı da hediye edivermişti. İkisini de öyle komik bulmamıştım, ama halanın önerdiği kitaplar oldukları için önemsemiştim. Kendi kendine Kur’an okumayı öğrenmişti, Yasin’i okuyarak. Türkçesini ve Arapçasını masaya koyup, sıkıştığında Türkçesinden yardım alarak. Hastalanmadan evvel Sızıntı dergisini okumaya başlamıştı, hatta bana bir tanesini incelemem için vermişti.

Bir mezarlık ziyaretinde güneşte çok kalınca beyin kanaması geçirdi. Hastahaneden çıktığında kendini biraz toparladı, bir müddet sonra kendi işlerini yapabilecek hale geldi, ama evden çıkamıyordu.Küçük kardeşinle 8-9 sene yaşadı. Bize ne zaman gelseler hastalırdım, nazara inanmama sebep olan şeylerden biriydi bu. Hoş benim hastalanmam için bahaneye gerek yoktu. Bir keresinde ziyaretine gittiğimde çok hoşuna gitmişti. Eve bir kedi almışlardı. Çok fazla hareket edemiyordu. O ziyaretten sonra gene hastalandım. Hastalıktan bunalmıştım, kendi kendime bir daha gitmeyeceğime dair karar verdim. Bu karar en büyük pişmanlıklarımdan biridir. Bu hatırşinas, iyi insanı keşke hasta olma pahasına ziyaret etseydim. Bugün yaşasa yapar mıyım bilmiyorum, ama herhalde o zamanki kadar katı olmazdım.

 

282139_10150263886393674_7579249_n

Güzelce

 

Reklamlar
Standart

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s