Hasar tespiti, Hatıralar, Şifa niyetine

..

II.

Termal uzaktan belirdiğinde hepimize garip gelen bir şey oldu. Dolmuştan indiğimizden beri karda düşmemeye çalışarak yavaş yavaş ilerliyorduk. Her taraf beyazlanmaya başlamıştı. Her kar yağdığında oluşan o sessizlik her yana çökmüştü. Buna rağmen otelden neşeli sesler, kahkahalar gelmekteydi. Ancak otele yaklaştığımızda bu seslerin nedeni anlayabildik; kar yağarken otelin açık havuza girip yüzen bir sürü neşeli insan vardı. Uzun zaman anlatacağımız bir şey oldu bu görüntü. Sömester tatilinde olmalıydık, bir kaç günlük yola çıkabildiğimize göre. Herhalde birisi kaplıcanın ayağa iyi gelebileceğini söyledi de biz de şansımızı denemek için buralara geldik. Dönüşümüz oldukça maceralı oldu. Kardan dolayı yarı yolda bir küçük yazıhanede mola vermek zorunda kaldık, otobüs değiştirdik, Boğaz Köprüsü (ben hatırlamıyorum ama) beşik gibi sallanırken üstünden geçtik.

Sonraları ayak yavaş yavaş düzelmeye başladı, dizdeki şiş indi, ayak açılıp kapanmaya başladı. Bunda kapı komşumuz beden eğitimi hocası E. beyin talk pudrası ile yaptığı masajın katkısı büyük oldu. Bu arada hayat devam etti, öğretmenim S. hanım ziyarete geldi (Altın kitaplardan “Polyana”yı alıp gelmiş, Altın kitaplardan aldığım ikinci kitap oldu. İlki teyzemin aldığı “Tom Amcanın Kulübesi” idi. Hastayken kitap okuma alışkanlığım herhalde böyle başladı), Semiha Yankı önce birinci sonra sonuncu oldu, Elvis öldü. İlk alacakaranlık böyle son buldu. Kısa süreli problemlerin haricinde önemli bir problem orta sona kadar olmadı. Esas fırtına orda koptu.

Ne zaman aklıma geldi bilmiyorum hatırladığım, güneşli bir gündü ve yine hastaydım yatıyordum.  Bu güneşli günde herkes gibi dışarda olmak güzel olurdu diye düşündüm herhalde. Sonra aklıma şu düşünce geldi, herkes dışarda değildi. Bu kadar insan arasında benim gibi dışarda olmayan, evde yatan insanlarda vardı mutlaka. Aptalca bir fikirdi belki ama beni rahatlatmıştı o zaman. Evet, güneşli günlerde evde yatanlar kulübü varsa ben ona üye idim:) Sonraları böyle güneşli günlerde hatırladıkça beni rahatlatan bir şey oldu bu. Böyle sıkıntılı günlerde insanın aklına her hastalığın diğerleri gibi geçeceği, hayatın kaldığı yerden devam edeceği düşüncesi gelir, ben dahil. Şimdilerde ancak yeni yeni anlıyorum ki bunlar hayatın fragmanları değil kendisiydi. Hastalıklı dönemler yekün tutsa da bana biçilmiş hayatın parçaları, görmezden gelinecek, ikinci dereceden zamanlar değildi. Hastalıklarla delik deşik edilmiş bir hayat değil benimkisi, bizzat kendisi. Sıkıcı ve iç karartıcı olmasını hesaba katmazsak var olmayan, hikayesi bulunmayan bir hayat değil. Babamın hayatını tekrar etmek, çoğunluğun yaşadığı gibi yaşamak mümkün olmadı. Ama bu hayatımın eksik, arızalı, acınası olduğu anlamına da gelmiyor. Belki seçme şansım olsaydı bunu seçmezdim, ama kaç kişinin hayatta seçme şansı vardır ki.

Asıl fırtınayı yazar mıyım? Yeterince iç karartıcı şeyler yazdım, belki biraz vakit geçtikten sonra…

Reklamlar
Standart

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s